Yeni Ay, Yeni Kitap!
Carl Gustav Jung'dan Dört Arketip...
Merhaba!
Şubat ayının bu ilk pazartesi günü, kulübümüzün on altıncı kitabını ilan ediyorum: Carl Gustav Jung’dan Dört Arketip.
Jung’u hakkını vererek (!) okumak için benden daha fazlası gerekecekti o yüzden bu ay bir misafir yürütücümüz var, Klinik Psikolog Özüm Demirel. Bu ay kitap bültenlerini ortaklaşa yazacağız ve ayın son haftası yapacağımız online buluşmada da Özüm bizimle birlikte olacak. Önce misafir yürütücümüzü tanıtayım, çünkü kitaba dair tanıtımı o yazdı.
Misafir Yürütücümüze Dair…
Özüm Demirel, Columbia Üniversitesi mezunu, New York City merkezli bir klinik psikolog, araştırmacı ve eğitimcidir. Jungiyen analitik psikoloji, maneviyat psikolojisi ve psikodinamik temelli eklektik bir yaklaşımla dönüşüm süreçleri üzerine uzmanlaşmıştır.
ABD’de Thorndike Ödülü’ne layık görülen Demirel, atölyelerinde bireyin bilinç yolculuğunu psikolojik derinlik ve spiritüel bütünlükle ele alır. Aktif imgelem, somatik farkındalık ve yaratıcı çalışmaları içeren deneyimsel yöntemlerden beslenir.
Halen özel pratiğinde psikoterapi hizmeti sunan Demirel, California Institute of Integral Studies (CIIS) bünyesinde bilinç ve dönüşüm teknikleri üzerine akademik araştırmalarını sürdürmektedir.
Instagram & Podcast için tıkla!Şimdi… Carl Gustav Jung
Jung’u yalnızca derinlik psikolojisinin üç büyüğünden biri ya da analitik psikolojinin kurucusu diye tanımlamak bence biraz eksik kalır. O mitlerin, okültün ve maneviyatın insan ruhu üzerindeki etkisini ampirik bir biçimde irdeleyecek kadar cesur bir bilim insanı… bireysel kozmolojisini yaratıp Kırmızı Kitap’ı yazacak kadar derin bir sanatçı… sürekli kendiyle yüzleşip bireyleşmeye gönül verecek kadar alçakgönüllü bir kaşif… ve fakat okuruyla yabancılaşacak denli çetrefilli kitaplar yazan dağınık bir yazar, karmaşık bir zihin…
Carl Gustav Jung 1875’te İsviçre’de doğdu. Tıp eğitimi aldıktan sonra psikiyatriye yöneldi ve kariyerinin başında Sigmund Freud ile çalışmaya başladı. Psikanalitik kurama muazzam bir katkı sağladığı ve Freud’a bir oğul kadar yakın olduğu için veliahtı olarak görülüyordu. Ancak babasına karşı çıkan Zeus gibi o da Freud’a isyan etti ve direncinin bedelini hem camiadan aforoz edilerek hem de ağır bir psikoza girerek ödedi…
Freud için bilinçdışı, cinsellik başta olmak üzere bastırılmış dürtüler ile ilgiliyken, Jung için bilinçdışı arketipleri barındıran kolektif bir miras, bireyleşme sürecini besleyen yaratıcı bir kanaldı. Bu fikir ayrılığı Jung’u yalnızlaştırsa da “arketip, kolektif bilinçdışı, komplex, gölge, the Self (özbenlik), anima/animus, senkronisiteler, fonksiyonlar, tipoloji ve bireyleşme” kavramlarını psikoloji alanına kazandırmasına da zemin hazırladı.
İnsanın, yalnızca bilincindeki hayatı değil, mirasındaki kadim hikâyeleri de yaşantıladığına inanan Jung’a göre zıtlıklarını birleştirip bütünlüğünü aramak ve özgün sesini yaratıcı bir şekilde ifade etmek insanlığın en temel itkilerindendi. Psişe bilimsel ve biyolojik olduğu kadar şiirsel ve spiritüeldi… bilinçdışı bireysel olduğu kadar kolektifti…
Bu nedenle her ne kadar tıp ve psikiyatri kökenli bir bilim insanı olsa da, Jung’u çağdaşlarından ayıran en önemli özellik “sembol” alanındaki devrimsel çalışmaları oldu. Jung’a göre insan zihni, doğduğunda boş bir levha değildir. Kişisel anılarının ötesinde, tüm insanlığın ortak mirası olan “kolektif bilinçdışı” adını verdiği devasa bir okyanusu da özkaynağında taşır. İşte bu okyanustaki kalıplara, yani insan davranışını ve hayal gücünü şekillendiren kadim motiflere “arketip” diyoruz.
Dört Arketip
Bu ay okuyacağımız Dört Arketip kitabı gündelik hayatımızdan rüyalarımıza, izlediğimiz filmlerden okuduğumuz masallara kadar her yerde karşımıza çıkan bu yapıları derinlemesine inceleyen bir metin, Jung’un arketipler üzerine anlatılarının bütünlüklü bir derlemesidir. Bu kitap bir “teori kitabı” değil; bilinçdışının sembolik haritasına açılan bir kapıdır. Sadece bir psikoloji metni değil; aynı zamanda antropolojiden teolojiye, felsefeden sanata kadar uzanan geniş bir yelpazede insanlık mirasını nasıl taşıdığımızı anlatan bir rehberdir. Jung burada, arketipleri yalnızca klinik gözlemle değil, mitlerle, rüyalarla, sembollerle harmanlayıp kolektif bilinçdışının diliyle anlatır. Bu nedenle metin, bazen bir bilim insanının ve tarihçinin titizliğiyle, bazen de bir sanatçının sezgiselliğiyle ilerler.
Kitap, dört bölümden oluşuyor.
Anne Arketipinin Psikolojik Yönleri
Yeniden Doğuş Üzerine
Masallarda Ruhun Fenomenolojisi Üzerine
Hilebaz Figürünün Psikolojisi Üzerine
Anne Arketipinin Psikolojik Yönleri
Jung, anne kavramını sadece biyolojik bir figür olarak değil, “yüce anne”den “toprak ana”ya, koruyucu bir tanrıçadan yutan bir karanlığa kadar uzanan sembolik bir spektrumda ele alır. Kendi annemizle olan ilişkimizin ötesinde, içimizdeki bakım veren, besleyen ya da engelleyen, kısıtlayan güçleri anlamaya azimli bir bölüm.
Bu metni okurken, “anne”nin somut bir kişilikten ve bireysel hafızadan çıkarak sembolik bir güce dönüştüğünü fark edebilirsiniz. Karanlık sular, mağaralar, ormanın derinliği…psişenin kolektif olarak anneyi projekte ettiği arketipsel imgeler… Bu bölümü okurken ayracımız olabilecek sorular: “İçimizdeki anne imgesi neye benziyor, nasıl dönüşüyor ve hayatımızı nasıl etkiliyor?”
Yeniden Doğuş Üzerine
İnsanlık neden sürekli “yeniden doğma” ihtiyacı hisseder? Bu bölümde Jung, dinlerdeki ritüellerden, bir bireyin hayatındaki radikal değişimlere kadar “yeniden doğuş”un psikolojik mekanizmalarını inceler. Jung’a göre psikolojik büyüme çoğu zaman bir “çöküş”le başlar. Eski kimlik çözülmeden yenisi kurulmaz. “Yeniden doğuş” metni, mitlerde ve sembollerde tekrar eden ölüm-diriliş teması üzerinden, insanın içsel dönüşümünü ve bireyleşme yolculuğunu anlatır.
Mağaraya iniş, karanlıkta kalış, sudan çıkış, derisini değiştiren yılan, küllerinden doğan kuş… Bunlar yalnızca anlatı öğeleri değil; ruhun kriz anlarında izlediği örüntülerdir. Belki bu bölümde kişisel krizlerimize bakışımız değişir. Kendimize sorduğumuz soru “Neden oldu?”dan “Beni neye dönüştürüyor?”a doğru evrilir. Ya da çıkamayız Jung’un uzun cümlelerinin, psişik dehlizlerinin içinden. İçimiz sıkılır, bu da bir ihtimaldir. Jung’un da dediği gibi her ego, her zaman küllerinden doğmayabilir…
Masallarda Ruhun Fenomenolojisi Üzerine
Masallar çoğu zaman çocuklara ait sanılır. Jung ise masalı, kolektif bilinçdışının en yalın, en filtresiz ifadelerinden biri olarak görür. Mitler kültüre, dine, tarihe bulaşmıştır. Ama masal, arketipsel düzeni neredeyse laboratuvar saflığında taşıyan, kişisel olmayan bir ifade biçimidir. Bu yüzden Jung masalları psişenin en güvenilir arşivi olarak ele alır.
Bu bölüm, rüyalarla çalışanlarımız için özellikle aydınlatıcıdır; çünkü masal diliyle rüya dili yakın akrabadır. İkisi de doğrudan konuşmaz, sembolle konuşur; lineer akmaz döngülerden oluşur. Bu bölümü okurken rüyalarımızda ve masallarımızda beliren motiflere, sembollere, sembollerin bizdeki anlamına ve dönüşümüne dikkat verebiliriz…
Hilebaz Figürünün Psikolojisi Üzerine
Bence tartışması en eğlenceli bölüm Hilebaz üzerine olan son bölüm. Nam-ı diğer Trickster; hem yıkıcı hem de yaratıcı olan o tuhaf enerjiyi temsil eder. Toplumun kurallarını sarsan ama aynı zamanda değişimin önünü açan bir figürdür Hilebaz. Bilinçdışının en ilkel ve bilge arketiplerinden biridir. Bazen komik, bazen oyunbaz, bazen de sinir bozucudur. Kuralları çiğner, düzeni bozar ve fakat tam da bu yüzden bastırılmış olanı görünür kılar, yeniye kılıf hazırlar.
Bu metni okurken, “hata”, “sakarlık”, “tuhaf tekrar” gibi görünen pek çok davranışın, psişik bir gerilimi açığa çıkarma potansiyelini görebiliriz. Utandığımız ve sakladığımız deneyimlerin dönüştürücü etkilerini araştırabiliriz.
Kitabı Okurken Dikkat Edebileceğimiz Püf Noktalar
Jung’un metinleri zorlayıcı olduğu kadar dönüştürücüdür de. Bir bakıma Jungiyen metinleri okumak, kendimizi niyet etmektir. Çünkü o, teoriden çok deneyime, ilişkiye ve arketipsel enerjiye işaret eder. Rüyalarımıza, komplekslerimize, sembolik örüntülerimize dikkat çeker.
Bu kitap da izin verirseniz arketip kavramını soyut bir fikirden çıkarıp yaşantısal bir atölyeye dönüştürebilir. Jung’u hızlı okumak; hemen anlamak zor. Zaten buna gerek de yok. Kendi vaktinizde ne dönüşüyorsa, psişik naktiniz neye çekiliyorsa merakta kalmak iyi gelebilir. Kitabı okurken rüya defteri tutmak, sabah sayfaları yazmak, yaratıcı bir kanal açmak ve kitapta gördüğümüz sembollerin nasıl senkronisitelerle karşımıza çıktığını, neye dönüştüğünü gözlemlemek bu yolculuğu derinleştirebilir.
Derinlikli, dikkatli ve sabırlı bir okuma yolculuğunda buluşmak üzere,
Rüyalarımızın renkli, psişemizin meraklı olması dileğiyle,
Özüm




