Kitap İnceleme: Yaratma Cesareti
Rollo May Anlatıyor...
Ocak ayı konuğumuz Rollo May’den Yaratma Cesareti okumanız umarım iyi gidiyordur. Athenaum Kitap Kulübü’müzdeki aylık planlamaya uygun olarak ayın bu üçüncü haftası, kitabı özetleyen bir yazı hazırladım.
26 Ocak Pazartesi günü ise kitaba dair online toplantı gerçekleştireceğiz. Bu kez şöyle bir sorunumuz var, ben yayın günü Auroville/Hindistan’da olacağım. 🤓 Sizden 3 saat ileride olduğum için 21:00’deki yayın saati benim için epey geç olacak. Sabah 5’te uyanmasam kahveyle idare ederdim ama bence uyurum yayında… O yüzden müsadenizle sadece bu defaya mahsus olarak, yayını 19:00’a alalım. Nasıl olsa video kaydı hemen ertesi gün iletiyoruz, başlangıcını kaçıranlar rahatlıkla sonrasında izleyebilecek. Kötü bir performans dinlememiş olursunuz.
Bu canlı oturuma katılabilmek için ücretli üye olmanız gerekiyor. Kitap Kulübü okuyucu destekli bir oluşum.
1. Yaratıcılık, Cesaret ve Varolma Israrı
May’in yaratıcı cesaret dediği şey, bir bireysel kendini gerçekleştirme anlatısı gibi okunabilir ama aynı zamanda, anlamın çözüldüğü bir çağda insanın kendini dünyaya bağlama biçimi olarak da kavranabilir. Yani May yaratıcılık derken güzel bir resim yapmak ya da hoş bir şiir yazmaktan çok daha fazlasından söz eder. Ona göre yaratıcılık, insanın kendi faniliğine karşı giriştiği bir düellodur. Kişinin tabir-i caizse hiçliğin içine elini sokup oradan yeni bir "varlık" çekip çıkarma cesaretidir. Bana kalırsa kitaba dair bakışımızı değiştirecek kilit noktası burası. Gerekirse bu kısmı biraz durup düşünmeliyiz. Yaratıcılık sanatsal değil; onun da berisinde varoluşsal bir mücadele olarak ele alınıyor.
May’e göre biz eski çağın öldüğü ama yenisinin henüz doğmadığı o tuhaf aralıkta yaşıyoruz; insanın ayağının altından zeminin çekildiği, alıştığı anlam haritalarının dağıldığı bir geçiş döneminde. Böyle bir zamanda geleceğe doğru yaşamak, bilinmeyene doğru bir sıçrayış gibi görülebilir. Ve bu sıçrayışın bedeli, çoğumuzun belki farkında olarak belki olmayarak bastırdığı (ama bastırmaması gereken) hiçlik kaygısıyla yüzleşmeyi gerektirir. Heideggerci varoluşçu çizgi, ölüme doğru yaşamın farkındalığını merkeze alırken, May’de biz bilinmeyene doğru yaşamakta oluşumuzun farkındalığıyla karşılaşırız.
Burada May, yukarıya doğru düşüş şeklinde bir durumdan söz eder. Geleneksel "Düşüş" anlatısı, Adem ve Havva'nın yasak meyveyi yiyerek cennetten kovulmasını bir günah ve alçalış olarak görür. Ancak May'e göre bu olay, masumiyet ve edilgenlik halinin sona ermesidir. Bu kopuş bir "düşüş" gibi görünse de ironik bir biçimde yukarıya doğrudur; çünkü insan bu sayede iyi ve kötüyü ayırt eden ahlaki bir bilince ve kendi benliğinin farkındalığına kavuşmuştur.
"Yukarıya doğru düşüş" (söylerken her defasında hoşuma gidiyor), beraberinde kaygı ve suçluluk duygusunu getirir. İnsan, güvenli bir cennetten kopmuş ve hiçlik, ölüm, belirsizlik ile yüzleşmek zorunda kalmıştır. Ancak… Yaratıcılık da tam da bu noktada devreye girer.
Archibald MacLeish’ten alıntı yaparak şairin işini, “yoklukla mücadele ederek onu varlığı ortaya çıkarmaya zorlamak” olarak tanımlar.
O halde yaratıcı cesaret, ontolojik bir tehdit karşısında geliştirilen bir anlam üretme pratiğidir. Dolayısıyla o yaratıcılığı sanatçılara has bir edim olarak görmekten çok, herkesin peşine düşmesi gereken bir yaşanabilirlik üretimi olarak görür.
İnsan yaratmaya kalkıştığında, kaostan biçim yaratarak bir açıdan tanrısal bir yetkiyi kullanır. Bu, insanın kendisine biçilen edilgen role bir itirazdır. Yaratıcı insan, “Kaderim bu!” deyip kenara çekilmez; kendi vicdanını, kendi dünyasını May’in deyimiyle “ruhunun örsünde döverek” yeniden şekillendirmek ister. Bu yüzden her yaratıcı eylem, doğası gereği bir başkaldırıdır; var olan düzene (ister politik, ister varoluşsal olsun) bir “Hayır” diyerek kendi “Evet”ini inşa etmektir.
Bu noktada daha önce üzerine tartıştığımız Nietzsche’yi hatırlayabiliriz.


