Kitap İnceleme: Odysseia I
Homeros Ne Anlatıyor?
Merhaba!
Haziran ayı konuğumuz Homeros’dan Odysseia okumanız umarım keyifli geçiyordur. Planlamaya uygun olarak ayın bu üçüncü haftası, size kitabın ilk yarısı olan macera temasını özetleyen notları iletmek isterim. 29 Haziran Pazartesi Günü 21:00’de kitaba dair ilk online buluşmamızı yaparak derinlemesine tartışacağız.
Odysseia'nın İlk Yarısı: Eve Dönüşün Felsefesi
Karşınızda bir tanrıça size ölümsüzlük teklif ediyor. Hiç yaşlanmayacaksınız, hiç hastalanmayacaksınız, acı diye bir şey kalmayacak. Tek yapmanız gereken o adada kalmak. Çoğu insan “Tamam, nerede imzalıyorum!” derdik herhalde... Ama Odysseus her sabah kalkıyor, deniz kenarına oturuyor ve ağlıyor. Çünkü o, dumanı tüten küçücük adasına, ölümlü karısına, yaşlı babasına dönmek istiyor.
Odysseus, neden ölümsüzlük yerine dumanı tüten İthake’yi seçiyor? İşte Odysseia'nın ilk yarısını okurken aslında peşinde olduğumuz soru bu.
İnsan neden sonsuz bir hazzı reddedip sonlu, kırılgan, sonunda ölümle biten bir hayatı seçer? Çünkü Odysseus o adada kalsa bir tanrıçanın yanındaki isimsiz biri olurdu sadece. İthake'de ise bir adı, bir geçmişi, onu bekleyen insanlar var. Yani bir anlamda ölümsüzlüğü değil, kim olduğunu seçiyor. Anlamın sınırla, hatta ölümle ne kadar iç içe olduğunu fark ediyor musunuz? Hiç bitmeyecek bir şeyin değeri de olmuyor.
Şimdi kitabın içindeki kitaplara dalalım!
1. Kitap: ‘Polytropos’ Kimliğin Özü
“Anlat bana, tanrıça, binbir düzenli yaman adamı,”
Odysseus’u tanımlayan en iyi sıfat ‘polytropos’. Yani çok yönlü, çok dönüşlü, birçok hile bilen demek. Bu kelime hem onun zekasını hem de yolculuğunun dolambaçlı doğasını anlatır. Fakat bütün bu yön değiştirmelerin, kılık değiştirmelerin ve hilelerin altında değişmeyen tek bir şey vardır, o da dönme arzusudur. Odysseus binbir surete bürünebilir fakat her zaman İthake’ye yönelmiş kalır. Kimliğin özü belki de budur. İnsan sürekli değişir, farklı durumlarda farklı yüzler takınır ama onu kendisi yapan, neye doğru yöneldiğidir.
Bu fikir bize Homeros’unki gibi çok erken tarihli bir metinde neredeyse fenomenolojik bir sezgi verir. Çünkü kimlik burada sabit, değişmez, yekpare bir öz gibi düşünülmez. Odysseus’un kimliği, onun içinde sakladığı değişmeyen bir çekirdekten çok, dünyayla kurduğu ilişkide, yöneliminde ve hatırlama biçiminde açığa çıkar. O, kendini ancak bir şeye doğru yönelmiş olarak sürdürür. Başka bir deyişle, Odysseus’un “ben”i, bir yönelimler bütünüdür.
Bu yüzden polytropos kelimesi ilk bakışta değişkenliği anlatır gibi görünürken, aslında bir süreklilik fikri de taşır. Odysseus değişir, saklanır, yalan söyler, adını gizler, bazen Hiçkimse olur, bazen kahramanlığını saklar. Fakat bütün bu geçici kimliklerin altında tek bir varoluşsal çizgi devam eder. Demek ki insanı insan yapan şey, hiç değişmemesi değil; değişirken bile neye sadık kaldığıdır.
Sizce öyle midir?
1. Kitap: Proem - Giriş
Homeros, kahramanını bir yokluk içinde çıkarır. Troya çoktan düşmüştür, savaşın diğer kahramanları ya evlerine dönmüş ya da ölmüştür. Fakat Odysseus hala ortada yoktur. Destanın ilk yarısı, yani İthake’ye dönüşe kadar uzanan bölüm, işte bu yokluğun anlamını arayan bir metindir. Burada asıl mesele bir adamın denizleri aşması değil, bir insanın neden ölümsüzlüğü reddedip ölümlü bir eve dönmek istediğidir. Bu soru destanın omurgasını kurar ve geri kalan her macera, bu sorunun bir başka yüzünü aydınlatır.
1.– 4. Kitaplar: Telemakhos
Anlatı, Odysseus'un oğlu Telemakhos'la başlar. İlk dört kitap, çoğu zaman Telemakheia diye anılan bu bölüm, İthake'deki çürümeyi gözler önüne serer. Babanın yokluğunda saray, Penelope ile evlenmek isteyen taliplerce işgal edilmiştir. Talipler her gün başkasının evinde yiyip içer, malı tüketir, ev sahibinin dönüşünü ister beklemez.
Homeros bu tabloyu bize boşuna anlatmaz. Yunan dünyasında konukseverlik, yani ‘xenia’, bir görgü kuralı olmaktan çok daha fazlasıdır. O, ahlaki düzenin temelidir. Misafire nasıl davranıldığı, bir insanın ya da bir toplumun karakterinin en güvenilir göstergesidir. Talipler bu yasayı çiğnedikleri için çürümüş sayılırlar. Onların karşısına Nestor ve Menelaos konur. Telemakhos bu iki yaşlı kralı ziyaret ettiğinde örnek bir ağırlanmayla karşılaşır ve okur böylece doğru düzenin neye benzediğini görür. Yani konukseverlikle ahlaki açıdan düzenlililik arasında bir bağ görürüz.
Telemakhos'un yolculuğu aynı zamanda bir olgunlaşma yolculuğudur. Babasını arayan genç adam kendi erkekliğini, kendi sesini de arar. Destanın daha ilk sayfalarında kimlik teması böylece sessizce kurulmuş olur çünkü Telemakhos'un kim olacağı babasının kim olduğuyla doğrudan bağlıdır.
5. Kitap: Kalypso Adası
Odysseus'un kendisi sahneye ancak beşinci kitapta çıkar. Onu tanrıça Kalypso'nun adasında, sonsuzluğun ortasında buluruz. Kalypso ona evlilik, sonsuz gençlik ve ölümsüzlük teklif etmiştir. Ada güzeldir, hayat kolaydır, acı yoktur. Buna rağmen Odysseus her gün kıyıda oturup ağlar, gözlerini denize diker, dumanı tüten İthake'sini özler.
“uslu Penelopeia hiç kalır senin karşında. / Ne de olsa bir ölümlüdür o, / senin içinse ne yaşlanmak var, ne ölüm.”
Burada karşımıza çıkan seçim, Homeros’un kaleminden bize varoluşun anlamını sezdirmeye başlar. Kalypso ona zamanın durduğu, hiçbir şeyin değişmediği, dolayısıyla hiçbir şeyin ağırlık taşımadığı bir varoluş sunar. Odysseus ise sonlu, kırılgan, sonunda ölümle biten bir hayatı seçer.
Bu seçim bize altan alta şu fikri veriyor; anlam, ancak sınırla birlikte var olur. Bu noktada Martin Heidegger’i anımsarsak, hayatın anlamı zamanın sonlululuğudur. Sonsuza dek sürecek bir haz, haz olmaktan çıkar çünkü onu değerli kılan kıtlık ortadan kalkmıştır. İnsan kendisi olmak için hatırlanmaya, ait olmaya ve sonlu olmaya muhtaçtır. Bu açıdan baktığımızda Odysseus’un ölümsüzlüğü reddetmesi kimliğini seçtiği anlamına gelir.
6.– 8. Kitaplar: Phaiaklar
Adadan ayrılan Odysseus, fırtınalardan sonra Phaiakların ülkesine, Skheria’ya ulaşır. Burası bir nevi destanın dinlenme noktasıdır. Phaiaklar onu görgülü biçimde ağırlar ve bu ağırlanış İthake’deki taliplerin kabalığıyla tezat oluşturur. Bir şölende ozan Demodokos, Troya savaşının ve tahta atın hikayesini söyler. Odysseus kendi yaşadığı olayları başka birinin ağzından dinlerken ağlamaya başlar.
Bu bölümdeki mesajı çok dokunaklı buluyorum. Çünkü insan, kendi hayatını ancak ona dışarıdan bakabildiğinde, onu bir hikayeye dönüşmüş halde gördüğünde tam olarak anlayabiliyor. Soren Kierkegaard’ın dediği gibi, “hayat ileriye doğru yaşanır ama geriye bakıldığında anlaşılır.”
Olayların ortasında, onları yaşarken kendimizi (ya da şöyle söyleyelim) hayatımızın hikayesini göremiyoruz. Farketmek mesafelenmeyi gerektiriyor. Mesafelenmek, durmadan dinlenmeden akıp giden bir yaşam biçiminde imkansız hale geliyor. Duramadığımız, dinlenemediğimiz ve en temelde mesafelenemediğimiz için kimiz ve nasıl bir hikaye inşa etmekteyiz bilmiyoruz.
Odysseus da burada hem yaşayan kahraman hem de kendi destanının dinleyicisidir. Kimliğimizin anlatıdan örüldüğü düşüncesi, yani kendimizi başkalarına ve kendimize anlattığımız hikayelerle var ettiğimiz fikriyle karşılaşırız.
9.– 12. Kitaplar: Apologoi- Maceraların Anlatımı
Phaiakların isteği üzerine Odysseus nihayet kendi maceralarını anlatmaya koyulur ve dokuzuncu kitaptan on ikinci kitaba kadar uzanan bu bölüm destanın en bilinen olaylarını içerir. Anlatının geriye dönük olması önemlidir çünkü artık bu olayları onları atlatmış ve anlamlandırmaya çalışan bir adam dinleriz.
İlk büyük tehlike unutmaktır. Lotusyiyenler ülkesinde tayfanın bir kısmı, yedikleri çiçekten sonra eve dönmeyi tümden unutur, sadece orada kalıp o tatlı uyuşukluğun içinde erimek ister. Aynı tehlike daha sonra büyücü Kirke’nin adasında, hatta Kalypso’nun yanında başka biçimlerde tekrarlanır. Bu tehlike yüzeyde bir tembellik gibi görünse de aslında başka bir anlamı vardır. Eve dönmeyi unutmak, kim olduğunu unutmaktır. Belleğini yitiren insan, geçmişini ve dolayısıyla kendini yitirir. Odysseus’un yolculuğu boyunca verdiği mücadele büyük ölçüde hatırlamaya devam etme mücadelesidir.
T.S. Elliot’un Little Gidding adlı şiirinin muazzam dizelerinde dediği gibi:
"Keşfetmekten asla vazgeçmeyeceğiz
Ve tüm keşiflerimizin amacı dönmek olcak başladığımız yere
Onu yeni gözlerle ilk kez görmek için”








