Kitap İnceleme II: Dönüş
Odysseia
Merhaba Sevgili Athenaum Üyeleri,
Bu sayıda, 27 Temmuz Pazartesi günü saat 21.00’de kulübümüzün ücretli üyeleriyle gerçekleştireceğimiz ikinci Odysseia buluşması öncesinde, kitabın ikinci yarısını özetleyen bir metin hazırladım. Böylece kitabı okumayı yetiştiremeyenler ya da yakında Nolan’ın filmini izlemeyi planlayanlar, en azından metnin genel akışı ve temel meseleleri hakkında fikir sahibi olabilir.
İlk yarının özetini gözden kaçıranlar aşağıdaki bağlantıya tıklayarak öncelikle onu okuyabilir👇🏻
On iki bölüm boyunca Odysseus’la birlikte denizlerde gezdik. Odysseia’nın ilk yarısı, eve dönme arzusunun ne anlama geldiğini soruyordu. Odysseus ölümsüzlüğü, unutmayı, haz içinde oyalanmayı ve yolculuğun sunduğu bütün başka hayatları reddederek İthake’ye yönelmişti. On ikinci kitabın sonunda bütün yoldaşlarını yitirmiş fakat kendisini İthake’ye bağlayan hafızayı korumayı başarmıştı.
Şimdi destanın yönü değişiyor. Deniz yolculuğu sona erer fakat dönüş henüz tamamlanmış değildir. Çünkü eve dönmek, bir açıdan evi yeniden kazanmaktır. Yeniden kazanmak ise tanınmaktan geçer.
Şimdi bölüm bölüm ilerleyelim.
XIII. Kitap: İthake’ye Varış
Odysseus, Phaiaklara başından geçenleri anlattıktan sonra nihayet yurduna gönderilir. Phaiaklar ona değerli armağanlar verir, hazırladıkları hızlı gemiye bindirir ve derin bir uykuya daldığı sırada İthake kıyısına bırakırlar. Yirmi yıldır uğruna mücadele ettiği dönüş, garip biçimde, onun hiçbir şey yapmadığı bir anda gerçekleşir. Odysseus gözlerini açtığında artık İthake’dedir fakat Athena çevreyi sisle kapladığı için kendi ülkesini tanıyamaz.
Athena, önce genç bir çoban kılığında Odysseus’un karşısına çıkar. Odysseus, karşısındaki kişinin kim olduğunu bilmeden hemen yeni bir hikaye uydurur ve kimliğini gizler. Athena bu yalana kızmak yerine gülümser. Çünkü kurnazlık bakımından birbirlerine benzerler. Ardından gerçek kimliğini açıklar, sisi kaldırır ve Odysseus’a İthake’yi gösterir. Taliplerin sarayı işgal ettiğini, Penelope’yla evlenmek için yarıştıklarını ve Telemakhos’u öldürmeyi planladıklarını anlatır. Odysseus’un bedenini yaşlandırır, tenini buruşturur, saçlarını azaltır ve onu yoksul bir dilenciye dönüştürür. Phaiakların verdiği armağanları bir mağaraya sakladıktan sonra onu sadık domuz çobanı Eumaios’un kulübesine gönderir. Kendisi de Telemakhos’u geri getirmek üzere yola çıkar.
XIV. Kitap: Eumaios’un Kulübesi
Odysseus, dilenci kılığında sadık domuz çobanı Eumaios’un kulübesine gider. Çoban köpekleri yabancıya saldırır fakat Eumaios yetişip onu kurtarır. Karşısındaki kişinin efendisi olduğunu bilmeden içeri davet eder, oturması için yer hazırlar, elindeki mütevazı yiyecekleri paylaşır ve ona konuk gibi davranır.
Eumaios, taliplerin Odysseus’un malını nasıl tükettiğini anlatır. Efendisinin artık dönmeyeceğine inansa da onu sevgiyle anar. Yeni efendileri sayılabilecek taliplerden nefret eder fakat Odysseus’un hayatta olduğuna dair yabancılardan gelen haberlere de artık güvenmez. Daha önce birçok gezgin, Penelope’dan armağan koparmak için Odysseus’u gördüğünü söylemiştir.
Odysseus kendisini açıklamaz. Giritli bir savaşçı olduğuna, Troya’da savaştığına, Mısır’a gittiğine, çeşitli felaketler yaşadığına ve Odysseus’un dönüşüne ilişkin haberler aldığına dair uzun bir hikaye uydurur. Eumaios yabancının anlattığı hayat öyküsüne inanır fakat Odysseus’un yakında döneceği iddiasını kabul etmez. Akşam diğer çobanlar gelir, birlikte yemek yerler. Eumaios gece boyunca konuğunun rahat etmesini gözetir; kendi yatağını bırakıp sürünün yanında uyur.
Odysseus eve dönüşünün ilk gecesini sarayında değil, bir domuz çobanının kulübesinde geçirir. Fakat destan açıkça gösterir ki gerçek ev, görkemli saraydan çok burada korunmuştur. Sarayda bolluk vardır ama ölçü yoktur; Eumaios’un kulübesinde yoksulluk vardır ama paylaşma, sadakat ve konukseverlik hala yaşamaktadır.
İlk yarıda xenia, yani konukseverlik, farklı toplumları ölçmenin ahlaki ölçütüydü. Şimdi aynı ölçüt İthake’nin içine taşınır. Eumaios karşısındaki yabancının kim olduğunu bilmeden ona iyi davranır. Filmde sık sık bahsedilen “Zeus’un Yasası” bu manadadır. Onun erdemi, konuğunun gelecekte ödüllendirebileceği güçlü bir kral olmasına bağlı değildir. Tam tersine, karşısında hiçbir şey sunamayacak kadar yoksul görünen bir insan vardır.
XV. Kitap: Telemakhos’un Dönüşü
On beşinci kitapta iki eve dönüş birbirine yaklaşır. Baba yıllar süren yolculuğunun ardından İthake’ye ulaşmış, oğul da babasını aramak için çıktığı ilk yolculuktan dönmektedir. Fakat henüz birbirlerinin orada olduğunu bilmezler. Destan böylece dönüşü tek bir kahramanın hareketi olmaktan çıkarır.
XVI. Kitap: Baba ile Oğlun Birbirini Tanıması
Telemakhos, Eumaios’un kulübesine gelir. Eumaios onu bir baba gibi karşılar, sarılır ve dönüşüne sevinir. Telemakhos kulübede bulunan yabancı dilenciyle tanışır fakat onun babası olduğunu anlamaz. Yabancının saraya gönderilmesi fikrine karşı çıkar; çünkü taliplerin ona kötü davranacağını bilir.
Eumaios, Penelope’ya oğlunun döndüğünü haber vermek için kulübeden ayrılınca Athena ortaya çıkar. Odysseus’un yaşlı ve yoksul görünümünü kaldırır, onu yeniden güçlü ve görkemli haline getirir. Telemakhos karşısındaki değişimden korkar ve onun bir tanrı olduğunu sanır. Odysseus, babası olduğunu söylediğinde bile önce inanamaz. Ancak Odysseus, kılık değişimini Athena’nin gerçekleştirdiğini açıklayınca baba ile oğul birbirlerine sarılır ve ağlarlar.
Baba ile oğlun kavuşması duygusal bir doruk noktasıdır fakat bu sahnede bile tanınma kendiliğinden gerçekleşmez. Telemakhos babasına bakar fakat onu göremez. Odysseus’un gerçek görünümü ortaya çıktığında ise bu kez onu insan değil, tanrı sanır. Demek ki insanın kimliğini yalnızca bedeni garanti etmez. Görünüş değişebilir, fakat görünüşün arkasındaki kişinin aynı olduğuna inanmak için bir anlatıya, bir geçmiş ortaklığına ve güvene ihtiyaç vardır.
Ardından taliplere karşı plan kurarlar. Odysseus saraya dilenci kılığında girecek, Telemakhos kendisini tanımıyormuş gibi davranacaktır. Saraydaki bütün silahlar kaldırılacak, yalnızca kendileri için birkaç silah saklanacaktır. Kimseye, Penelope’ye bile, Odysseus’un döndüğü söylenmeyecektir. Hangi hizmetkarların sadık, hangilerinin hain olduğu gözlenecektir.
Odysseus’un Penelope’ya bile haber vermemesi ise dönüşün karanlık tarafını gösterir. Güven yeniden kurulmadan önce herkes sınanacaktır. Eve dönen kişi artık koşulsuzca aidiyet hissedemez; kimin sadık kaldığını, kimin düzen değiştiğinde başka tarafa geçtiğini görmek ister. Bu yüzden Odysseus’un dönüşü aynı zamanda büyük bir yargılama sürecine dönüşür.
XVII. Kitap: Odysseus’un Kendi Sarayına Dilenci Olarak Girişi
Telemakhos saraya gider. Penelope ve dadısı Eurykleia onu sevinçle karşılar. Telemakhos yolculuğunu anlatır fakat babasının döndüğünü gizler. Theoklymenos ise Odysseus’un çoktan İthake’de bulunduğuna dair bir işaret gördüğünü söyler.
Eumaios daha sonra dilenci kılığındaki Odysseus’la birlikte kente doğru yola çıkar. Yolda keçi çobanı Melanthios’la karşılaşırlar. Melanthios yabancıya hakaret eder, onu tekmeler ve taliplerin yanına yakışacak bir asalak olduğunu söyler. Odysseus öfkesini bastırır ve kimliğini açıklamaz.
Sarayın kapısında Odysseus’un yaşlı köpeği Argos yatmaktadır. Bir zamanlar güçlü bir av köpeği olan Argos artık bakımsız, yaşlı ve pisliklerin üzerine terk edilmiş durumdadır. Odysseus’u yirmi yıl sonra, dilenci kılığına rağmen hemen tanır. Kuyruğunu sallar, kulaklarını indirir fakat efendisine yaklaşacak gücü yoktur. Odysseus gözyaşlarını gizler. Argos sahibini gördükten hemen sonra ölür.
Argos sahnesi, bütün destanın en kısa ama en güçlü tanınma anlarından biridir. İnsanlar Odysseus’un bedenine, giysisine ve toplumsal konumuna bakarak yanılırken, yaşlı köpek onu hiçbir kanıta ihtiyaç duymadan tanır. Argos’un tanıması akla değil, bedensel hafızaya dayanır. Koku, ses, hareket veya yıllarca silinmemiş bir yakınlık, görünüşün altındaki kişiyi ele verir.
XVIII. Kitap: İros’la Güreş ve Penelope’nın Taliplerin Karşısına Çıkışı
Sarayın müdavimi olan dilenci İros, Odysseus’u rakip görür ve onu dövüşe çağırır. Talipler bu karşılaşmayı eğlenceye çevirir. Odysseus yaşlı beden görünümünün altında kaslarını gösterince İros korkar fakat dövüşmek zorunda kalır. Odysseus onu tek darbeyle yere serer; yine de öldürmez ve sarayın dışına çıkarır.
Athena, Penelope’ya taliplerin karşısına çıkma isteği verir ve onu daha güzel gösterir. Penelope aşağı indiğinde talipleri, kendisini isteyen bir erkeğin ev sahibinin malını tüketmek yerine ona armağanlar getirmesi gerektiğini söyleyerek azarlar. Talipler bunun üzerine değerli hediyeler sunar. Penelope görünüşte evlenmeye yaklaşıyor gibidir fakat aslında taliplerin servetini kendi zekasıyla saraya geri çeker.
Penelope’nın sahneye çıkışı da onu pasif biçimde kurtarılmayı bekleyen bir kadın olmaktan çıkarır. Odysseus nasıl dilenci kılığı altında niyetini gizliyorsa, Penelope da evlenmeye hazırlanıyor görünerek talipleri yönetir. Odysseus ile Penelope arasındaki benzerlik burada belirginleşir. İkisi de dolaysız kuvvet kullanamadıkları bir dünyada zaman kazanır.
XIX. Kitap: Penelope ile Görüşme ve Yara İzinden Tanınma
Gece olunca Telemakhos ve Odysseus saraydaki silahları toplar. Taliplerin kullanmasını engellemek için bunları başka bir odaya taşırlar. Athena ellerindeki meşalelere ihtiyaç bırakmadan sarayı aydınlatır. Telemakhos, annesine silahları dumandan korumak için kaldırdığını söyler.
Penelope, yabancı dilenciyle görüşür. Odysseus yine Giritli bir soylu olduğuna dair bir hikaye anlatır ve geçmişte Odysseus’u ağırladığını söyler. Onun giydiği giysileri ve yanında bulunan kişileri ayrıntılı biçimde tarif edince Penelope ağlamaya başlar. Odysseus, kocasının yakında döneceğini söyler fakat Penelope buna inanmakta zorlanır.
Penelope, yaşlı dadı Eurykleia’dan yabancının ayaklarını yıkamasını ister. Eurykleia, dilencinin bacağındaki yara izini fark eder. Bu yara, Odysseus’un gençliğinde dedesi Autolykos’un yanında çıktığı bir domuz avında oluşmuştur. Dadı onu hemen tanır ve sevinçle haykırmak ister. Odysseus ağzını kapatır, kimliğini gizli tutmasını emreder.
Penelope daha sonra gördüğü rüyayı anlatır. Evdeki yirmi kazı bir kartal öldürmüş, ardından kartal kendisinin Odysseus olduğunu ve kazların talipleri temsil ettiğini söylemiştir. Yine de Penelope rüyanın güvenilir olup olmadığından emin değildir.
On dokuzuncu kitap, tanınmanın farklı biçimlerini yan yana getirir. Penelope Odysseus’la uzun uzun konuşur, onun geçmişi hakkında doğru ayrıntılar duyar, hatta duygusal olarak etkilenir fakat karşısındaki adamı tanımaz. Eurykleia ise bir yara izine dokunduğu anda gerçeği kavrar. Burada beden, sözden daha güvenilir bir hafıza taşıyıcısına dönüşür.
Yara izi, Odysseus’un değişen bütün görünümlerinin altında kalan sürekliliktir. İnsan yaşlanabilir, adını saklayabilir, farklı hikayeler anlatabilir; fakat bedeni yaşadığı geçmişin izlerini taşır.
XXI. Kitap: Yay Yarışması
Penelope, Odysseus’un büyük yayını depodan çıkarır. Yayı görünce ağlar, ardından taliplere yarışmanın koşullarını açıklar. Yayı gerecek ve oku art arda dizilmiş on iki baltanın deliğinden geçirecek kişiyle evlenecektir.
Telemakhos baltaları dizer ve yayı germeyi dener. Üç kez başaramaz, dördüncü denemesinde neredeyse başaracakken Odysseus’un işareti üzerine vazgeçer. Talipler sırayla yayı denemeye başlar fakat hiçbiri gerecek gücü ve tekniği gösteremez. Yayı yağlayıp ateşin yanında ısıtmaları da sonucu değiştirmez.
Odysseus dışarıda Eumaios ve Philoitios’la konuşur. Onlara efendileri dönerse kimin tarafını tutacaklarını sorar. İkisi de Odysseus uğruna savaşacaklarını söyleyince kimliğini açıklar ve yara izini gösterir. Üçü birlikte plan yapar. Philoitios avlunun kapılarını kilitleyecek, Eumaios yayı Odysseus’a getirecektir.
Odysseus yayı denemek istediğini söyleyince talipler öfkelenir. Penelope yabancının denemesine izin verir fakat Telemakhos annesini odasına gönderir ve yay üzerinde söz hakkının kendisine ait olduğunu ilan eder. Eumaios yayı Odysseus’a verir. Odysseus yayı kolaylıkla gerer; yayı yoklayan sesi bir çalgıcının lir telini ayarlamasına benzetilir. Ardından oku on iki baltanın deliğinden geçirir. Telemakhos silahını alarak babasının yanına geçer.
Yay yalnızca fiziksel güçle kullanılabilecek bir silah değildir. Taliplerin güçlü olmalarına rağmen yayı gerememesi, iktidarın salt kuvvetle ele geçirilemeyeceğini gösterir. Yay, sahibini tanıyan bir nesne gibidir; onu kullanmak beden, bilgi, alışkanlık ve geçmiş arasında kurulmuş bir uyum gerektirir.
Odysseus’un yayı germesi, kimliğinin ilk açık kanıtıdır. Yara izi geçmişte kim olduğunu gösteriyordu; yay ise hala kim olduğunu gösterir.
Sonunda Odysseus ve yanındakiler bütün talipleri öldürür. Ozan Phemios ile haberci Medon bağışlanır. Phemios şarkılarını taliplere kendi isteğiyle değil, zorla söylediğini anlatır; Telemakhos da onun masumiyetine tanıklık eder. Ardından saraya ihanet eden hizmetçi kadınlar cesetleri taşımaya ve salonu temizlemeye zorlanır, sonra asılarak öldürülür.
Taliplerin öldürülmesi destanın beklenen adalet anıdır fakat aynı zamanda metnin en rahatsız edici bölümüdür. Talipler yıllardır evi sömürmüş, Telemakhos’u öldürmeye çalışmış ve konukseverliğin bütün yasalarını çiğnemiştir. Yine de Odysseus’un hiçbir uzlaşmayı kabul etmeden hepsini öldürmesi, adalet ile intikam arasındaki sınırı belirsizleştirir.
Eurykleia, Penelope’nın odasına çıkar ve Odysseus’un döndüğünü, talipleri öldürdüğünü söyler. Penelope önce buna inanmaz. Dadısının tanrılar tarafından yanıltıldığını veya talipleri bir tanrının öldürdüğünü düşünür. Aşağı inip Odysseus’un karşısına oturduğunda da ona mesafeli davranır.
Telemakhos annesini babasına karşı soğuk olmakla suçlar. Odysseus ise Penelope’nın kendisini sınamasına izin verir. Yıkanıp güzel giysiler giydikten sonra yeniden görkemli görünür fakat Penelope yine de kesin bir işaret bekler.
Sonunda Penelope Eurykleia’ya, Odysseus’un yatağını odadan çıkarıp hazırlamasını söyler. Odysseus buna öfkelenir. Çünkü yatağı kendi elleriyle, kökleri yerde duran canlı bir zeytin ağacının gövdesinin çevresine yapmıştır. Ağacı kesmeden yatağı yerinden oynatmak mümkün değildir. Bu sırrı yalnızca ikisi bilir. Penelope böylece karşısındaki kişinin gerçekten kocası olduğuna inanır ve ona sarılır.
Yine de kavuşma, yolculuğun bütünüyle sona erdiği anlamına gelmez. Teiresias’ın kehaneti Odysseus’un yeniden yola çıkacağını söyler. Bu ayrıntı, eve dönüş fantezisini bozar. İnsan bir kez eve varınca zaman durmaz, hayat kusursuz bir bütünlüğe kavuşmaz.
Taliplerin öldürüldüğü haberi İthake’ye yayılır. Aileleri silahlanır ve Odysseus’tan öç almak üzere harekete geçer. Bir toplum şiddet döngüsünü nasıl durdurabilir?
Odysseus bu döngüyü kendi başına durduramaz. Talipleri yenebilen zekası ve gücü, barışı kurmaya yetmez. Hatta Athena müdahale etmeseydi savaşmaya devam edecekti. Homeros böylece kahramanın sınırını gösterir. Kahraman düşmanını öldürebilir, evini geri alabilir ve iktidarını yeniden kurabilir; fakat ortak yaşam, yalnızca zaferle kurulamaz.
XXIV. bölümün kapanışında Athena bir barış empoze eder, taliplerin aileleriyle uzlaşma sağlanır, İthake'de düzen kurulur. Ve destan biter. Odysseus omzunda küreğiyle iç Yunanistan'a yürümez. Bu, Homeros'un bilinçli bir tercihidir. Ve tam bu anda, bize hatırlatılır ki, hikaye burada bitse de yaşam bitmez. Kürek yolculuğu bir borç olarak kalır.
Bu bana Homeros’un felsefi olarak en olgun jestlerinden biri gibi geliyor. Çünkü hayatta da böyle olur, bir “dönüş” gerçekten yaşandığında, aslında hiçbir şey nihai olarak bitmez. Emekli olursunuz, dönüş gerçekleşir ama emekliliğin içinde bir başka yolculuk daha vardır. Yani eve varış hikayesi bile, kendi içinde, sonlanlama anlamında bir varış değildir.
Gelecek pazartesi iki konunda konuşacağız:
Odysseus’tan öğrendiklerimiz ve geçen ay okuduğumuz Kahramanın Sonsuz Yolculuğu ile birlikte düşünmeye değer detaylar
Elbette FİLMİ! :) Filmden hala bahsetmiyorum, izlemeyen çok fazla insan olduğunun farkındayım. 27 Temmuz’a kadar izlemenizi tavsiye ediyorum, online buluşmada çok fazla spoiler olacaktır. Tadınız kaçmasın.
Haftaya görüşene dek meraklı kalın!
Dilara









Kitabı da okudum filmi de izledim, ama bu yazıyla da tam oturdu diyebilirim, ellerinize emeğinize sağlık 💯