Athenaum Kulübü

Athenaum Kulübü

Kitap İnceleme 2: Yürümenin Felsefesi

Frederic Gros Anlatıyor...

Pelin Dilara Colak’in avatarı
Pelin Dilara Colak
Ağu 24, 2026
∙ Ücretli

Merhaba!

Ağustos ayındaki düşünsel temamız “yürümek” üzerine okuma ve izlemeleriniz umarım keyifli geçiyordur. Ağustos ayı beş hafta sürdüğü için, standart içerik planlamamız genişledi. Online buluşmamızı 31 Ağustos Pazartesi Günü 21:00’de gerçekleştireceğimiz için bu “fazladan” haftada, diğer kitabımıza dair bazı notlarımı iletmek istedim. Hala üye değilseniz, aşağıdan kulübe dahil olabilirsiniz.

Athenaeum Kulübü, okurlarının desteğiyle varlığını sürdüren bağımsız bir yayındır. Yeni yazıları almak ve çalışmalarıma destek olmak için ücretsiz ya da ücretli abone olmayı düşünebilirsiniz.

Felsefi Arka Plan #2


Bu bültende kitabın tamamını özetlemek ya da hangi filozofun nasıl, ne kadar yürüdüğünü anlatmak yerine çok daha temeldeki bir tartışmaya gitmek istiyorum. Hatta biraz köktenci bir yere. Felsefe yaparken çoğu zaman üzerine hiç düşünmeden kullandığımız en temel aracımıza, kavrama bakmak istiyorum.

Felsefe teorik bir etkinliktir. Kavramlarla yapılır.

Bunu söylemek size “İnsan ayaklarıyla yürür.” demek kadar basit gelebilir ama işin tuhafı, sürekli unuttuğumuz bir şey bu. Peki bir kavram nedir? Bir soyutlamadır. Tek tek sandalyelerden, şu sandalyeden, şu bahçedeki, şu anda oturduğunuz sandalyeden geri çekilirsiniz ve sandalye kavramına ulaşırsınız. Yani kavram, bir açıdan, o anı geride bırakmanın adıdır. (Daha doğrusu, felsefe tarihinde çoğu zaman öyle görülmüştür. Bu konuya birazdan döneceğim.)

Kavramsal Sanatçı Joseph Kosuth’un konuyla ilgili “muazzam” eseri

Biz de felsefe yaparken, felsefeyi düşünürken, hatta onu hayata uygulamaya çalışırken bunu unuturuz. Felsefenin hayatın kendisi olduğunu sanırız. Değildir.

“Hayat felsefem” dediğimiz anda bile hayattan bir adım geri çekilmiş, onu soyutlamış oluruz. Peki gerçek ne? Gerçek, şimdi ve burada akmakta olan olayın kendisi.

Kavramın bizi mutlakların alanına, geometrinin ve matematiğin yanına çekmesi felsefe tarihinin baskın tercihiydi. Platon, Akademi'nin kapısına geometri bilmeyenin girmemesini yazdırdı. Descartes kesinlik modelini matematikten aldı. Spinoza Ethica'yı geometrik yöntemle yazdı. Nietzsche'nin Putların Alacakaranlığı'nda filozofları “Mısırlılıkla”, yani kavramları mumyalayıp oluştan koparmakla suçlaması bu damara yönelikti. Felsefe, kavramlarını sık sık matematiksel nesneler gibi ele aldı.

Bu Post yalnızca ücretli aboneler içindir

Zaten ücretli bir abone misiniz? Giriş yapın
© 2026 Pelin Dilara Çolak · Gizlilik ∙ Koşullar ∙ Tahsilat bildirimi
Substack’inizi başlatınApp’i edinin
Substack, harika kültürün evidir