Jung'a Dair Ek Öneriler
Özüm Demirel'den...
Merhaba Athenaumlular,
Ben Dilara! :) Sadece giriş konuşmalarından sorumlu olduğum için memnun olduğum bir ay oluyor. Bu ay, Klinik Psikolog Özüm Demirel eşliğinde Carl Gustav Jung’dan Dört Arketip’i okuyoruz. Benim konuya boyum yetmeyince uzman çağırdık.🤓 Ayın online buluşması yalnızca ücretli üyelere özel olarak 23 Şubat Pazartesi Türkiye saatiyle 21:00’de yapılacak.
Özüm size şahane bir ek öneriler bülteni hazırlamış. Lafı çok uzatmadan mikrofonu ona uzatıyorum…
Dört Arketip kitabı, Jung’un külliyatı içinde kısa ama yoğunluğu en yüksek metinlerden biridir. Özellikle Yeniden Doğuş ve Hilebaz bölümleri, psikoloji literatürünün de ötesinde, dinler tarihi ve simya referanslarıyla dolu. Bu arketipleri derinlemesine anlamamız için farklı kitapların kafa açacağını teorik bilgiyi somutlaştırmamız için sinemanın da açılan kafalara çiçek ekeceğini düşünüyorum. Açık ve çiçekli, bir kafa daha ne kadar güzel olabilir ki?(!)
1. Bölüm: Anne Arketipi
Bu bölümde Jung, annenin the great mother (seven, saran, besleyen) ve the terrible mother (yutan, yıkan, zorlayan) olmak üzere iki zıt kutbundan bahseder.
📚 Kitap Önerisi:
1. Büyük Ana – Dişilin İmge ve Simgeleri, Erich Neumann
Jung’un en önemli öğrencilerinden olan Neumann, hocasının Dört Arketip kitabında bahsettiği Büyük Ana kavramını genişleterek, hem anne hem de dişil arketipinin tarihsel ve sembolik gelişimini detaylandırır. Topraklarımızın tarihin ilk tanrıçası, Kybele’nin doğum yeri olduğunu bir yabancıdan öğrendiğimde hem çok utanmış hem de çok sevinmiştim. O yüzden hemen söylüyorum ki size sadece sevinç kalsın. Bu arada kitap 512 sayfa ama resimli 😅
1. Goddesses in Every Woman, Jean Shinoda Bolen (Bildiğim kadarıyla çevirisi yok)
Jung Dört Arketip’te “arketipler nedir, nereden gelir, nasıl çalışır?” sorularıyla sistemin anatomisini çıkarırken, çok sevdiğim bir Jungiyen analist olan Jean Shinoda Bolen ise Goddesses in Every Woman’da bu anatomiye adeta can verir. Jung’un teorik kavramları, Bolen’in kitabında birer yaşam öyküsüne, ilişki biçimine ve karakter analizine dönüşür. Bir kadının içindeki besleme, büyütme ama aynı zamanda yas tutma ve depresyon potansiyelini Demeter ve kızı Persephoneüzerinden okumak, Jung’un teorisini hayatımıza entegre eder.
🎬 Film Önerisi: Siyah Kuğu (Black Swan - Darren Aronofsky)
Jung anne kompleksini anlatırken annenin kişiliğinin kızı yutması veya kızın anneyle özdeşleşerek kendi benliğini yok etmesinden bahseder. Black Swan, bu yutan anne (devouring mother) ve onun yarattığı gölge kişiliğin en çarpıcı sinematografiklerinden biri bence. Filmi bir de şu gözle izleseniz… Yutan anne, çocuğun ayrışmasına izin vermez… Beyaz kuğu, annenin onayını ve idealini taşıyan iyi kız personası… Siyah kuğu, Gölge’deki bastırılmış dürtüler, cinsellik, öfke, saldırganlık ve yaşam gücünü… ve bu ikisi arasında çöken Ego. Daha fazla spoiler olmasın diye Natalie Portmaaaan diye bağırıp kaçacağım.
2. Bölüm: Yeniden Doğuş
Bu bölümde Jung, özellikle Kehf Suresi (Mağara) ve Hızır kıssası üzerinden ruhsal dönüşümü anlatır.
📚 Kitap Önerisi:
1. Kahramanın Sonsuz Yolculuğu, Joseph Campbell
Jung’u ve yeniden doğuş arketipini anlamaktan da öte, monomiti ve kolektif bilinci anlamak için muazzam bir kaynak.Campbell’ın mitolojik bir harita üzerinden hikayelerimizin nasıl yinelendiğini ve yenilendiğini anlattığı bu kitapta farklı kültülerdeki yeniden doğuş hikayelerini okuyabilir, “ölüp yeniden dirilme” ritüellerini öğrenebilirsiniz.
1. Alone with the Alone: Creative Imagination in the Sufism of Ibn Arabi, Henry Corbin
Jung, Dört Arketip’te Kehf Suresi’ni analiz ederken İslam mistisizmine açılır. Alone with the Alone, da Jung’un Hızır’a yüklediği bilinçdışı rehber anlamını, tasavvuf ile analitik psikolojiyi sentezleyerek irdeler. Hatta kitap İbn Arabî’nin yaratıcı hayal (mundus imaginalis) çalışmaları ile Jung’un aktif imgelem tekniği arasında derin bir bağ kurar. Corbin, yeniden doğuşu bir arketipsel örüntü ya da sembolik bir değişim olarak değil, aktif imgelem tekniği ile geliştirilebilen bedenlenmiş bir yolculuk olarak çalışır.
🎬 Film Önerisi: The Matrix, 1999 - Lana & Lilly Wachowski ve Stalker - Andrei Tarkovsky
Jung, Dört Arketip’te yeniden doğuşun çoğu zaman bir mağara, karanlık alan ya da kuluçka evresi gerektirdiğini; bilincin bu geçici geri çekilme sayesinde dönüşüme hazırlandığını anlatır. Bu süreçte birey, Hızır gibi yol gösterici bir rehber eşliğinde yeni bir bilinç düzeyine geçer. The Matrix’te Morpheus bu rehber işlevini üstlenirken, Neo’nun rahim benzeri bir kapsülden uyanışı arketipsel bir yeniden doğuş sahnesi olarak okunabilir. Eski gerçekliğin çözülmesi, bilinmeyene adım atma ve hakikate gözlerini açma, Jung’un tanımladığı yeniden doğuş sürecinin sinematografik bir karşılığıdır.
Stalker ise Jung’un Kehf Suresi bağlamında ele aldığı “mağara” metaforunun sinematografik karşılığı gibidir. Filmdeki “Bölge”, kişinin en derin arzusuyla, bir anlamda bilinçdışıyla, yüzleştiği eşiği temsil eder. Burada dönüşüm, dışsal bir olayla değil; bekleyiş ve belirsizlik üzerinden gerçekleşir. Jung’un vurguladığı gibi, yeniden doğuş çoğu zaman aktif bir fetih değil, bilincin geri çekilerek hazırlandığı bir iç süreçtir. Stalker, bu sessiz ve tehlikeli eşiği son derece sadık bir Jungiyen dille resmeder. Ve zaten eski bir sinemacı ve Jungiyen analist olarak Tarkovsky önermesem olmazdı.☺️
3. Bölüm: Masallarda Ruhun Fenomenolojisi
Burada Jung, masallarda kahramanın çaresiz kaldığı anda ortaya çıkan İhtiyar Bilge figürünü inceler.
📚 Kitap Önerisi: “Masalları Yorumlamak” - Marie-Louise von Franz
Jung, masallarda Ruh figürünün çoğunlukla ihtiyar adam, bilge, rehber ya da sınayıcı bir karakter olarak ortaya çıktığını; bu figürün kahramanı ahlaki ve varoluşsal bir testten geçirdiğini anlatır. Ruh, burada kahramana hazır çözümler sunmaz; onun bilincini, niyetini ve etik duruşunu sınar.
Von Franz Masalları Yorumlamak’ta Jung’un temel tezini birçok masal örneği üzerinden genişletir. Bu arketipsel figürün masallarda nasıl, ne zaman ve hangi koşullarda ortaya çıktığını sistematik biçimde gösterir. Böylelikle ruh soyut bir kavram olmaktan çıkar ve psişenin dönüştürücü işlevi olarak somutlaşır. Masalları anlamak ve derinlemesine çalışmak isteyenler için harika bir kaynak.
🎬 Film Önerisi: Yüzüklerin Efendisi - Peter Jackson (Gandalf karakteri), Star Wars - George Lucas (Yoda Karakteri), Pan’ın Labirenti - Guillermo del Toro, Spirited Away – Hayao Miyazaki
Jung’a göre İhtiyar Bilge, kahramanın kendi kaynaklarıyla çözemediği bir durumda dışarıdan gelen müdahale olarak belirir ve ona sihirli bir nesne veya bilgi verir. Gandalf veya Yoda, Jung’un tarif ettiği, sadece bilgi veren değil, aynı zamanda kahramanı harekete geçiren “Ruh” arketipinin modern sinemadaki birebir karşılığıdır.
Masallarda ruh, her zaman tek bir bilge figür olarak karşımıza çıkmaz; bazen de eşik mekânları ya da sınayıcı süreçler aracılığıyla işlevine devam eder. Pan’s Labyrinth ve Spirited Away, ruhun ahlaki testler uygulayan, travmatik inisiyasyonlara sevkeden dönüştürücü işlevini sinema dehasıyla dantel gibi işleyen başyapıtlar. Bu filmlerde Ruh, hazır çözümler sunmaz; kahramanın bilincini, niyetini ve etik duruşunu sınayarak dönüşümü mümkün kılar. Miyazaki’nin de hastasıyım ama sinemacıyken Guillermo del Toro ile çalışma fırsatı bulduğum için and the Oscar goes to…
4. Bölüm: Hilebaz Figürünün Psikolojisi (The Trickster)
Jung bu figürü, bilincin en alt ve ilkel düzeyi, bir nevi “gölge”nin kolektif hali olarak tanımlar ve fakat Hilebaz bu yıkım ile aynı zamanda yepyeni bir ihtimale yer açar, psişeyi yaratıma hazırlar.
📚 Kitap Önerisi: “Hilebaz” (The Trickster) - Paul Radin
Radin’in çalışması, hilebaz arketipinin antropolojik kökenlerini ve Jung’un psikolojik yorumunu birlikte kavramak için temel kaynaktır. Radin, özellikle Kızılderili mitolojilerindeki hilebaz figürünü derleyerek, bu karakterin neden aynı anda hem aptal, ilkel ve dürtüsel, hem de kurnaz ve yaratıcı olduğunu gösterir. Jung’un hilebazı neden hem tehlikeli hem de dönüştürücü bir figür olarak gördüğünü kavramak için bu metin anahtar niteliğindedir.
🎬 Film Önerisi: Joker, 2019 – Todd Phillips ve Maske (The Mask - Chuck Russell)
Jung, hilebazın “henüz insanlaşmamış”, içgüdüsel ve kaotik bir yapısı olduğunu, hem kurtarıcı hem de yıkıcı olabileceğini belirtir. Joker filmi, bu figürün toplumsal bir gölge olarak nasıl patlak verdiğini ve yerleşik düzeni (bilinci) nasıl altüst ettiğini mükemmel bir şekilde sergiler.
Daha çok kaynak, daha çook film var elbette… Sizden gelecek önerileri de çok merak ediyorum. Unuttuklarım, atladıklarım sizde! Gönderin gelsin, forum coşsun… Bir de genel olarak Jung’u ve Analitik Psikoloji’yi anlamak için Nietzsche ve Kant felsefesi çok iyi bir altyapı sağlar ve fakat Pelin Dilara Çolak’ın kurduğu kitap kulübünde tabii ki ben felsefe anlatmayacağım.☺️
Rüyalarınızda yaşlı bilgeleriniz ve tricksterlarınız ile dans ettiğiniz keyifli bir hafta diliyorum!
Özüm



Elfriede Jelinek’nin Piano öğretmeni romanını da kesinlikle öneririm. Filmi de Haneke tarafından yönetilmiştir. Anne-kız ilişkilerindeki sağlıksız bağlanmanın güzel bir örneği. Fakat, içeriğinde kendini yaralama ve şiddet sahnelerine yer verdiği için, işlenen konular geçmiş olumsuz deneyimleri tetikleyebilir. Böylelikle de tetikleyici icerik uyarımı yapmak istedim.