Gelecek Program 🚀
2027'ye Kadar Neler Okuyacağız?
Merhaba!
Temmuz ayının bu ilk pazartesi gününde Odysseia’nın eve dönüş bölümünü okumaya devam ederken, önümüzdeki beş ayın yol haritasını sizinle paylaşmak istiyorum.
Odysseia’nın ilanından sonra pek çok üye, özellikle yurt dışında yaşayanlar, kitapları önceden temin edebilmek için üç ya da altı aylık listeler istediklerini yazdı. Haklı bir talep.
Ağustos’ta yeni bir dönem açılıyor. Peş peşe okuyacağımız beş kitap tek başlarına birer klasik. Ama birlikte okunduklarında altta bir omurga çıkıyor. Bu omurga kabaca şöyle: Bireyin dünyadan bir adım geri çekildiğinde ne göreceğini soruyoruz önce. Sonra, geri döndüğü o dünyada iyimserliğin kendisi hala mümkün müdür diye bakıyoruz. Ardından dünyayı yönetenin gerçekten kim olduğu ve iktidarın kendi soğuk mekaniği meselesine geçiyoruz. Kasım’da birey, hakikat karşısında yalnız kaldığında ne yapabileceğini konuşuyoruz. Aralık’ta ise başka zorlu bir soruyla yüzleşiyoruz: İnsan düşünmeyi bıraktığında ne oluyor? Kötülük şeytani bir iradeden mi doğar, yoksa uymanın, görev yapmanın, sorgulamamanın gündelik halinden mi?
Yani beş ayda birey, dünya, iktidar, hakikat ve vicdan arasında bir yolculuk çıkarıyoruz. Her ay kitabın yanına en az bir de film ekliyoruz.
Ay ay bakalım.
Ağustos: Henry David Thoreau, Yürümek
Yeni dönemin ilk kitabı Thoreau’nun Yürümek denemesi (1862). Yanına Frédéric Gros’un Yürümenin Felsefesi adlı çalışmasını alacağız.
Bu iki metin birlikte gündelik bir eylemi felsefi bir tavra çeviriyor. Mesele doğaya çıkmakla sınırlı değil. Thoreau ve Gros’ta yürümek, modern hayatın hızından, üretkenlik baskısından, toplumsal rollerden bir adım geri çekilerek yeniden düşünebilme imkanı olarak beliriyor. Ayak hızında, içkin, dünyayı yeniden kutsallaştıran bir düşünme biçimi.
Bu ayın sinema kulübü seçkisinde iki film var. Elbette ilk olarak Sean Penn'in Into the Wild’ı (2007) bu geri çekilmeyi radikalleştiriyor; Jim Jarmusch'un Paterson’ı (2016) ise geri çekilmeyi bir kaçış olarak değil, gündelik hayatın içinde şiirsel bir dikkat olarak kuruyor. Bu iki film arasında Thoreau'nun tavrının iki farklı yorumu duruyor.
Eylül: Voltaire, Candide
Thoreau’nun ormanlarından çıkıp Voltaire’in 1759’da yazdığı Candide, or Optimism‘e geçiyoruz. Yanına Voltaire’in 1755 Lizbon depreminden sonra kaleme aldığı ve Leibniz’in “en iyi mümkün dünya” tezini yerle bir eden Lizbon Felaketi Üzerine Şiir’i alacağız. Bir kitap, bir şiirimiz olacak bu kez.
Pangloss’un neşeli iyimserliği, karşılaşılan akıl almaz felaketlerle bir bir çürüyor. Geriye tek bir cümle kalıyor: “Bahçemizi ekmeliyiz.” Peki bu cümle tam olarak ne manaya geliyor?
Sinema kulübünde iki film konuğumuz olacak. Coen Kardeşler’in A Serious Manı (2009) modern bir Eyüp Kitabı gibi kurulmuş; sebepsiz felaketler karşısında üç haham dolaşıp tek bir tatmin edici cevap alamayan bir adamı anlatıyor. Hal Ashby’nin Being There’i (1979) ise saf bir bahçıvanın boşluğunda herkesin bilgelik bulmasını konu ediniyor ve yine bir bahçede biten finaliyle Candide’in son cümlesine tuhaf bir şekilde yaklaşıyor. İki eserde de saf karakter dünyayı anlamaz ama dünya da aslında kendini sandığı kadar anlamıyordur!
Ekim: Niccolò Machiavelli, Prens
Ekim’de artık doğadan, bireysel yürüyüşten ve dünyanın absürtlüğünden çıkıp iktidarın soğuk alanına giriyoruz. Machiavelli’nin Prens’i (1513) bir siyaset el kitabı olmanın çok ötesinde bir metin.
Batı düşüncesinde ilk kez ahlak ile siyasetin ayrılabileceği fikrini bu denli açık bir biçimde ifade eden yazı bu. Bugün okuyacak olmak önemli.
Sinema kulübünde Francis Ford Coppola’nın The Godfather’ı (1972) var. Michael Corleone’nin bir aile içi görevden başlayıp soğukkanlı bir hükümdara dönüşmesi neredeyse Machiavelli’nin sinematik vaka çalışması gibi izleniyor. Diziye başlamak isteyenlere yanında House of Cards bir diğer öneri olacak.
Kasım: Platon, Sokrates’in Savunması
Ekim’de iktidarın nasıl kurulduğunu konuştuktan sonra, Kasım’da iktidarın karşısında bir bireyin nasıl durabildiğini konuşuyoruz. Platon’un Savunması, MÖ 399’da Atinalı yargıçların karşısında Sokrates’in son savunmasıdır.
Bu metin bir mahkeme kaydından ibaret değil; felsefe tarihinin belki de ilk büyük vicdan sahnesi. Sokrates burada felsefeyi savunuyor. Ama aynı zamanda kendi hayatı üzerinden bir kararı da vermek zorunda. Hakikatten geri adım atmak mı, yoksa ölmek mi? Çünkü burada hakikat teorik bir mesele olmaktan çıkıyor; o, bedeli olan bir şey. Bir açıdan belki de ölmeye hazırlanmak…
Sinema kulübünün konuğu Fred Zinnemann’ın A Man for All Seasons’ı (1966) olacak. Kralın karşısında vicdanından taviz vermek yerine ölmeyi seçen Thomas More, modern bir Sokrates figürü olarak duruyor. Aynı soruyu on dokuz yüzyıl arayla iki farklı dilde soran iki eser.
Aralık: Hannah Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı
Aralık dönemin kapanış hamlesi ve bir bakıma önceki dört ayın tersinden sınaması. Ağustos’ta özgürlüğü, Eylül’de dünyayı, Ekim’de iktidarı, Kasım’da hakikati konuştuktan sonra Aralık’ta karşımıza şu soru çıkıyor: Peki insan bütün bunları düşünmeyi bırakırsa ne oluyor?
Hannah Arendt’in Kötülüğün Sıradanlığı: Eichmann Kudüs’te (1963) çalışması bu soruya verilmiş en iyi yanıtlardan biri.
Arendt’in Kudüs’teki mahkemede gözlemlediği Adolf Eichmann sadist bir canavar olarak değil, kariyerine odaklanmış, görev tanımına sadık, düşünmeyi bırakmış sıradan bir bürokrat olarak beliriyor. “Kötülüğün sıradanlığı” ifadesi tam da bu ayrıntıdan doğuyor. Kötülük bazen sadece düşünmemenin, uymanın, görev yapma halinden doğuyor.
Sinema kulübünde Jonathan Glazer’ın The Zone of Interest’ı (2023) olacak; duvarın ötesindeki sıradan aile hayatı olarak banallik. Sert bir öneri isteyenler için Yorgos Lanthimos’un Dogtooth’u (2009) da eşlik listesinde. İtaatin ve normalliğin nasıl kapalı bir dünya kurabildiğini gösteren rahatsız edici bir film.
🙌🏻 Athenaum Kulübü, okuyucu destekli bir oluşum. Tüm içeriklere, üyelere özel sohbet odasına, online buluşmalara ve geçmiş yayınlar arşivine erişmek için mevcut ücretsiz üyeliğinizi ayda 7 dolar / 320 TL karşılığında ücretli üyeliğe yükseltebilirsiniz. Aylık ya da senelik üye olabilirsiniz.
Ağustos’un ilk pazartesi günü Thoreau’yla yeni programı açıyoruz. O zamana kadar Odysseia ile iyi yolculuklar dilerim. Haftaya pazartesi günü Odysseia hakkında yeni bir bülten göndereceğim.
Sevgiler,
Dilara









Yolculuğunuza (uzaktan) şahitlik eden biri olarak gelişimiz üretkenliğiniz karşısında ceketimi ilikleyebilirim ancak. Sadece kulüpteki faaliyetleriniz bir insanın tüm zamanını alırmış gibi geliyor. 60 yaşına basarken zaman yönetimi konusunda yarısı kadar becerim beni bahtiyar ederdi..:)
Yolunuz bahtınız açık olsun Dilara hanım. Gururlandırdığınız için de ayrıca müteşekkir hissediyorum.