Ayın Kitabına Eşlik Edecek Öneriler
Yaratma Cesareti
Sevgili Athenaumlular!
Ocak ayı konuğumuz Rollo May’den Yaratma Cesareti okumanız umarım verimli geçiyordur. Bu sayıda, kitap kulübümüzdeki aylık planlamaya uygun olarak, kitapla ilişkili olduğunu düşündüğüm bağlamı genişleten ya da temel meseleleri aydınlatan bir takım öneri listesi hazırladım.
Önce felsefi referansları takip edebilmeniz için birkaç filozoftan söz edeceğim, sonra söz sinemaya kalacak…
Kitapta bahsedilen (ve bahsedilmese de bir şekilde ilişkilenen) filozoflar:
Nietzsche ve Rollo May
Yaratma Cesareti’ni okurken birçok kişinin hissettiği şey muhtemelen ilhamdan çok hafif bir huzursuzluk oluyor. Kitabı “Ay biraz motive olurum!” diye eline alanların “Yeter ruhum karardı!” diye bırakmasının nedeni arkasındaki o varoluşçu felsefe ağırlığı. 🤓Ve ne demiştik, felsefe gül bahçesi vaadetmiyor… Biraz felsefe şart.
Çünkü Rollo May, yaratmayı bir yetenek, bir üretkenlik kapasitesi ya da içsel bir bolluk hali olarak değil; kaygıyla, hiçlikle ve yıkımla temas etme cesareti olarak düşünüyor.
Kulübümüzde daha önce iki ay kadar Böyle Buyurdu Zerdüşt’ü okumuştuk. O sıralar sık sık şu sorduğumuz sorulardan biri şuydu: Nietzsche neden “yaratmak” ile “yıkmak” arasında bu kadar ısrarla bir bağ kurdu? Neden yeni değerlerin ancak eski değerlerin ölümünden sonra mümkün olduğunu söyledi?
Rollo May bu soruyu varoluşsal bir düzlemde yeniden soruyor. Ona göre yaratıcı edim, kişinin güvenli kimliğini, yerleşik anlamlarını ve hatta “iyi uyumlanmış” benliğini riske atmasını gerektirir. Yani mesele, kendini tehlikeye atmaktır. Kitabın daha önsözünde bahsedilen “intihar” bu minvalde okunmalıdır.
Nietzsche’nin Zerdüşt’te çizdiği dağa çıkan, yalnız kalan, sonra geri dönmeyi göze alan figür, May için bir kahraman olmaktan ziyade esasen son derece kırılgan bir insan tipidir. Fakat yaratıcı cesaret, tam da burada başlar. Yani insanın kendi kaygısını bastırmak yerine onunla kalabilmesindedir. Özetle hem Nietzsche de hem de May’de kaygı, yaratımın önkoşulu olarak karşımıza çıkar.
Böyle Buyurdu Zerdüşt kulübünü kaçırdıysanız sorun değil. Kitaba dair tüm inceleme yazıları ve online buluşma kayıtları arşivimizde üyeler için açık. Bu sıralar Yaratma Cesareti’ni okurken geriye dönüp izlemek iyi olabilir. Aşağıda bir tanesini bulabilirsiniz👇🏻
Kierkegaard ve Rollo May
Seçebilme ihtimaliyle birlikte gelen düşme ihtimali…
Kierkegaard ile Rollo May, ilk bakışta biri 19. yüzyılın dinsel-varoluşsal filozofu, diğeri 20. yüzyılın seküler varoluşçu psikoloğu gibi görünse de derinde aynı noktada buluşurlar: İnsanın özgürlükle karşılaştığında yaşadığı sarsıntı.
Kierkegaard için bu sarsıntının adı kaygıdır. Kaygı,insanın özgür olmasının zorunlu bedelidir. İnsan, seçeneklerin açıldığı anda başı dönen bir varlıktır. Rollo May, bu kavrayışı teolojik çerçeveden ayıklayarak psikolojinin merkezine taşır. Kierkegaard’da kaygı insanı ya umutsuzluğa ya da otantik bir sıçrayışa zorlar; May’de ise aynı kaygı, kişinin kendi hayatının yazarı olma ihtimaliyle yüzleştiği anda ortaya çıkar.
Her iki düşünürde de sorun kaygının varlığı değil; ondan kaçma girişimidir. Kaçış başladığı anda insan, kendisi olmaktan vazgeçer. Özetle kaygılarınızı da seviniz dostlar…
Bugüne dek kulüpte hiç Kierkegaard okumadık. Ama yakın gelecekte birlikte okuyacağız.
Bir Eleştiri Olarak: Byung-Chul Han
Son olarak, yaratıcı cesareti modern dünyada neredeyse imkansız hale getiren koşulları görmek için Byung-Chul Han’ın Yorgunluk Toplumu ve Şeffaflık Toplumu okunabilir. Rollo May’in sözünü ettiği yaratıcı cesaretin önkoşulu olan o verimli kaygı, bugün yerini performans anksiyetesine bırakmış durumda. Kaygı artık ölçülmesi, yönetilmesi, optimize edilmesi gereken bir arıza gibi görülüyor.
Bu konuya dair ilginç bir video çektim, “Varoluşçu Felsefe Öldü Bayım!” isimli. Henüz yayınlanmadı, ama bu ay bitmeden yayınlayacağım.
Byung-Chul Han’ın kitaplarını geçtiğimiz sene birlikte okumuştuk. Kaçıranlar yine aşağıdan buluşma videosunu izleyebilir ya da arşivdeki inceleme yazılarını okuyabilirler👇🏻
“Şu an kitap okuyamayacağım!” diyenler için:
Filmler
Birinci önerim: Abbas Kiarostami’den Kirazın Tadı.
Film, Bay Badii adlı bir adamın arabasıyla Tahran’ın kenar mahallelerinde dolaşmasıyla başlar. İntihar etmeyi planlamaktadır ve kendisini gömdükten sonra mezarını kontrol edecek, gerekirse üstünü kapatacak birini arar. Bu arayış, film boyunca yaptığı konuşmaların çerçevesini oluşturur. Ama asıl mesele “Neden ölmek istiyor?” değildir. Yönetmen Kiarostami, bu soruyu özellikle cevapsız bırakır.
Badii, bir asker, bir ilahiyat öğrencisi, bir taksidermi ustası ile karşılaşır ve her biri farklı yaklaşımlar sergiler. Devamını anlatmıyorum, filmi izlemelisiniz. İnsanda bir argüman değil de bir deneyim kırıntısı bırakan filmlerden. Az aksiyon, bol diyalog...
İkinci Önerim: Tarkovsky’den Ayna
Ayna, klasik anlamda “konusu olan” bir film değil; daha çok bir bilincin içinden geçen zamanı, hatırlamayı ve parçalanmış bir benliği izleriz. Bu yüzden filmde eğer bir hikaye arıyorsanız, kaçacaktır. Ama onun yerine hafızanın nasıl çalıştığını, geçmişin bugüne nasıl sızdığını ve insanın kendine neden hiçbir zaman tam olarak “denk” olamadığını merak ediyorsanız, işte Ayna bunun filmidir.
Rollo May, Yaratma Cesareti’nde, yaratımı çatlaklardan, uyumsuzluklardan ve iç gerilimlerden doğan bir varoluşsal eylem olarak tanımlar. Tarkovsky’nin Ayna’sı da bunu sinemasal bir biçimde gösterir. Filmde benlik toparlanmaz, anlatıya dönüşmez, iyileşmez. Mesele geçmişle birlikte yaşamayı kabul etmektedir.
İki Film Önerisi Daha…
Kürasyonu hazırlarken ekip arkadaşım Baha, iki film önermek istedi. Filmleri henüz ben de izlemedim. Ama hem Baha’nın zevkine güvendiğimden hem de konularını ilginç bulduğumdan sizinle paylaşmak istedim. Buluşmaya kadar ben de izleyeceğim, bana da yenilik oldu. 🙌🏻
Pain and Glory (2019)
La Grande Bellezza (2013)
Umarım bu öneriler bir katkı sağlar. Haftaya pazartesi kitabın içeriğini incelediğim bir deneme yazısı ileteceğim.
🙌🏻 Kitaba dair online buluşma yalnızca ücretli üyelere özel bir şekilde 26 Ocak Pazartesi saat 21:00’de Zoom’da olacak. Bu toplantılarda konuşmak zorunlu değil; kamera/mikrofon kapalı şekilde dinleyici olarak da katılabilirsiniz.
Görüşmek üzere,
Dilara






